Please reload

Son Yazılar

Kutsal Nehir Ganj

22.10.2017

 

Varanasi’ye Delhi’den 1 saatlik bir uçuşla varıyorsunuz. Bizim havayolu şirketinin adı SpiceJet’ti. Uçaktan hiç korkmayan ve daha önce birçok uzun uçuşta birçok türbülansı iç rahatlığıyla film izleyerek geçirmiş bir insan olarak, hayatımda çok korktuğum nadir anlardan birini bu uçakta yaşadım. Zira dağlık alan üzerinde seyrederken, 2 metreye yakın irtifa kaybettik ve gerçekten hayatımın gözlerimin önünden film şeridi gibi geçtiğini hatırlıyorum. 

 

 

 

Otellerimize yerleştikten sonra, sabah 05.00'da güneş henüz doğmamış iken Ganj Nehri'nde gerçekleştireceğimiz gondol turuna doğru yola koyuluk. Nehir, Hintliler için hem bereket hem de felaket kaynağı. Çünkü, Himalaya’daki karlar eridiğinde ve Muson yağmurları arttığında nehir taşıyor. Bu da, kıyı şeridindeki yapıların su altında kalmasına sebep oluyor. Biz medite olacağımız temiz bir Ganj Nehri hayal ederek, gün doğumunu orada izlemeye niyetlenmiştik. Sabaha karşı otelimizden ayrıldıktan sonra, nehre kadar yürüdük. O saatte uyuması beklenen şehir, tıpkı kozmopolit bir şehrin akşam 8’i kadar kalabalıktı. Yollarda insanlar dükkanlarını açıyor, meyve sebze ayıklıyor ve şehrin keşmekeşine öyle ya da böyle dahil oluyorlardı. Yolda yürürken Tuktuk adı verilen tek kişilik taksileri gördük. Oldukça primitif olan bu araçlar, dünyanın en kuralsız ve düzensiz trafiğine sahip olan Hindistan’da, şans eseri yol alıyor. Kısa bir yürüyüşün ardından, nehre vardık.

 

 

Ganj Nehri Nehre vardığımızda, su kenarında çamaşırlarını yıkayan, dişlerini fırçalayan, yıkanan, yüzen veya kendince dini ibadetini yerine getiren bir sürü insan gördük. Nehir, beklediğimizin tersine kahverengiydi. Bunun  sebebini başta çamur sandık. Gerçek sebebini öğrendiğimizse ise, su yüzeyine neredeyse sıfır giden gondollara binmekten vazgeçmek için artık çok geçti.

 

Sebep, Hindu’ların ölülerini nehre atmalarıydı. Hindu’lar, iki farklı ritüelle cansız bedenleri ahirete uğurluyorlardı; yakıp küllerini suya savuruyor veya yakmadan direk olarak Ganj Nehri’ne bırakıyorlardı. O ölü, her şekilde Ganj’ın pür sularına bırakılıyordu anlayacağınız. Din adamları ve hamileler, yakılmazken, yakılan ölünün çilesi daha fazlaydı. Zira, yakma ritüelinin kendi altında farklı türevleri de vardı. Eğer düşük gelirli halk kesimine mensupsanız, toplu olarak fırınlarda, eğer yüksek statülü ve zenginseniz, daha kolay tutuşan sandal ağacının dallarında yakılıyordunuz. Öte yandan, eskiye göre daha az yaygın olsa da, bana göre oldukça barbar bir başka ritüel ise Sati ritüeliydi. Sati anlayışında, kocası ölen kadının da kocası yakılırken ateşe atlaması gerekiyordu. Yeni çıkan kanun ile bu yasaklansa da, pratikte hala sürüyordu.

 

 

 

Küçük gondolumuzda sıçrayan su damlaları ile temas etmemeye ve kirli sudaki türlü atığı görmezden gelmeye çalışırken, hiç akıllardan silinmeyecek asıl görüntü ile karşılaştık; su yüzeyinde salınarak ilerleyen, çarşaflara sarılı onlarca beden. Serbest yüzen bedenler, gondola çarpıyor ve hatta takılıyor. Gondolu yöneten Hintli ise, bedenleri kürekle itip, ilerlemeye devam ediyor. O andan itibaren, kıyıya dönmek için dakika saydığımızı ve gondoldaki herkesin karaya kireç gibi beyaz suratlarla indiğini hatırlıyorum.

 

*Hindistan'daki diğer şehirlere dair seyahat notlarına göz atmak için, harita üzerinde ilgili şehrin üzerine tıklayabilirsiniz! 

 

 

Please reload